Balkon ve Yazı yazmak

Aslında şimdiye kadar oldukça çok yazdım. İnanılmaz çok okuduğum söylenemez ama okudum demeye yetecek kadar kitap geçmiştir elimden. Bugüne kadar mesleğim gereği ve dolayısı ile para kazanmak için yazdım. Bir avukat olarak ister istemez ortalama bir üniversite mezunundan daha çok okudum ve ortalama bir insandan yine ister istemez daha çok yazdım. Bazı yazılarım karşı tarafın yazdıklarına cevap oldu, bazı yazılarım cevap verilsin diye yazıldı. Hiç kimse okumazsa Hâkim Bey okur ümidiyle, Hâkim Bey de okumazsa bilirkişi kesin okur canım inancıyla. Uzatmayım, yazdıklarımı bazen ben bile okumadan koydum dosyasına.


Yazmayı sevdiğimi bugünlerde hatırladım yeniden. Dilekçe olmayınca yazdıklarım, anlaşılır olmasına gerek de olmuyor. Yüklemle öznenin yerlerini değiştirmek, cümle bitmeden diğerine geçmek, okuyana bu herifin kafa yine güzel galiba dedirtmek ve microsoft office word'ten yazdıklarımın altını mavi ile çizip “yüklemsiz tümce”, “çok uzun ve anlamsız cümle” diye uyarlar almak serbest. Bence bu güzel bir şey.


Eskinden, şimdiden biraz daha genç ve aklı havadayken, kısa hikâyeler ya da olmayana şiirler yazardım hep. Çok uzun süre geçmese de o günden bu güne, yazmadıklarım ister istemez birikti bir köşede. İşte belki de o yüzden, ilk hikâyenin konusu “yazmak” olsun istedim.


Çocukluğumun geçtiği eski, yolları çamur ve çukur sokakta bir biri ardına sıralanmış iki üç katlı evlerden biriydi bizimki. Karşımızda boş bir arsa, onun ilerisinde bizimkinden iki üç kat daha yüksek bir bina. Balkonda çok vakit geçirirdim o zamanlar, zira mahalle bir parça tehlikeliydi ve benim gibi süt çocukları için bir anda dayak cennetine dönüşebilecek potansiyele sahipti. Komşularımız “roman” hayatlara sahip, esmer vatandaşlardı. Eğlenmeyi, klarneti, darbukayı, şarabı, para bulurlarsa rakıyı ve bir parça şiddeti severlerdi. Oyun oynamak için sokağa çıktığımda, her hangi bir sebebi olmaksızın dayak yememek için kaçarken peşimdeki “roman hayatlı çocuklardan”, sırf gerçek evimin hangisi olduğunu öğrenmesinler diye, kapısını açık bulduğum bambaşka evlerden içeri girer, sessizce apartman boşluğunda beklerdim ortaklık sakinleyinceye kadar. Annemin emriyle bakkala gittiğim günlerden birgün benden biraz büyük bir çocuk seslendi yokuşun başından. Durdum, baktım. Çocuk koştu. Bana uçan tekme attı. Karnım da kocaman bir ayak izi, elimde ekmek ve yoğurt eve döndüm. İşte bundan sebep benim çocukluğum balkonda geçti.


Özellikle bu anlattıklarımın “yazmak” ile herhangi bir alakası olmadığını biliyorum. Ama dedim ya, şimdiye kadar hep yazılması gerektiği şekilde, okuyanın söylediklerimi anlayıp ikna olması amacıyla yazılar yazdım. Şimdi bırakın, aklımdan ne geçiyorsa yazıyım, sonra onu bir şekilde konuya bağlarız. 150130



Okunmaktan eskiyen yazılar